Bayramın Sonuna Geldik

Bu bayramın da sonuna geldik. Zaten 4 gün dediğin nedir ki gelip geçti hemen. Ama güzeldi yani. Tamam tamam merak ediyorsun anladım. Özetle anlatayım işte.

İlk gün bayram namazı için camiye gitmiştim bir çok insanın yaptığı gibi. Elektriklerde sorun vardı. Saymadım ama bulunduğum yeri düşündüğümde dördüncü saftaydım. Biraz erken gitmiştim bu sefer geçen bayram namazını uyuyarak geçirmiştim malum. Pek kalabalık olmadığından soğuktu aslında camide güzel bir ısıtma sistemi vardı lakin dedim ya işte elektriklerde sorun var. Cami biraz dolmaya başlayınca ısındı tabi o kadar kişi nefes alıyor ciğerlerden sıcak geliyordu hava. Elektriklerde imam konuşacağı zaman geldi işte. Namazdan sonra eve gittim biraz bilgisayar başında zaman geçirdikten sonra karşı dairede oturan dedemlere gittim. Her bayramın ilk sabahı amcamlar ve biz oraya gideriz. Kahvaltı falan işte sabahın ne yapılır.

Kurbanı Akyurt’ta kesecektik. Akyurt bana hiç sempatik gelmiyor. Okul da Akyurt’ta o kadar kötü şey yani zaten hayatım orada geçiyor. Neyse işte gittikten sonra bir kaç öğretmeni gördüm orada. Şans. Yarım saat kadar okul gezisine gelmiş gibi hissetsem de sonradan bu gereksiz hissi öldürdüm. Dört bir yanda boğaz kesilirken benim bir his öldürmem çok mu? Ayrıca zevk alıyorum acıdan, ölümden falan. He sadistim ne olacak? La yürü git ya tepemi attırma! Çok kızdırdın beni kısa yazacağım sana. Kestiler falan işte tüm aile parçalama işini yaparken ben her Kurban Bayramı’nda yaptığım gibi yatıyorum, dolanıyorum, müzik dinliyorum. Pişmemiş et kokusunu da görüntüsünü de kesmesini de hiç sevmem; midem bulanır.Ama mideye indirmeye gelince lööp lööp inerler yani. İlk gün de işte öyle yorgunlukla bitti. Tamam bir şey yapmadım ama psikolojik ya.

İkinci gün öyle çok maceram olmadı. İçimde acayip bir bisiklet sürme aşkı vardı. Zaten bana bilgisayar ve bisiklet deyince akan sular durur hatta ters akar o kadar yani. Bisikletimi de çalmışlardı ne yapmalıydım. Ooof biri yardım etsin. Derken arkadaşa mesaj attım bisiklet bul diye. Allah razı olsun gel benim bisikleti al dedi. Tabi bir sevinç kapladı suratımı küçük çocuklar gibi. Seviyorum ya. Kasımdayız. Korkma, Kasım’da aşk başkadır demeyeceğim. Havalar soğuk ya onu belirtmek istedim.  Kafamı çıkarttım camdan ne kadar soğuk hava ona göre giyineyim diye böyle arada kalmış sıcakla soğuk arasında ortadaki levhaya vurmuş işte. Hep kararsızlıktan oluyor bunlar trafikte kararlı olacaksın. Ya bu kadınlara kim ehliyet veriyor. Ne diyorum ya uçtuk. Heh işte içime çok kalın olmayan kısa kollu bir şey üstüme de mont giydim. Üşüyeceğimi sanıyordum fakat çok eve dönüşüm çok terlemekten oldu. Mübarek yaz günü sanki. Özlemişim la bisiklet sürmeyi. Birinci vites biraz ağırdı ama zevkli lan bisikletin varsa gel birlikte sürelim ama öyle yavaş sürmek, yoruldum, susadım, başım ağrıyor falan demek yok. Son sürat gideceksin. İkinci günde başka zevk aldığım bir şey olmadı sanırım.

Üçüncü gün… Evet dün. Elif’le buluşacaktık. Nasıl hangi Elif ya! En yakınım olan Elif ya! Evet o işte İstanbul’a taşınan. :’( Her zamanki gibi önemli bir buluşma ya uyuyakalmışım. 12.30 – 13.00 gibi buluşalım demiştik. Gözümü açtığımda saat 12.30. Neyse buna şükür bir önceki önemli buluşmada uyandığımda çok geçti. Yok la normalde uykucu bir insan değilimdir. Mesela bugün; dünün yorgunluğu ve tatil olmasına rağmen 8.30 da uyandım. Ama dün sabah 7 de uyumuştum. La ne ya bilgisayarı seviyorum bana garip garip tepkiler gösterme ağzına çakarım. Gerzek blog! Bak ya niye herkez beni sinirlendiriyor. Sanane lan sinir hastasıyım ne olacak? Evet kontrol edemiyorum kendimi. Bana entel dantel konuşmayı kes dinlemeye devam et salak blog. Konu çok şey oldu öğretmenler diyor ara sıra dersi kaynatmaya çabaladığımız zamanlarda; Konu çok dallanıp gıdaklandı. Pardon ya gıdak değil budak diyorlardı gıdak nerden çıktı tavuk musun la sen? Uyanınca hemen Elif’e mesaj attım yeni uyandım özür dilerim falan. Hemen dışarı çıktım 479 geldi atladım şelalenin oradan Kızılay’a giden bir otobüse atlayacaktım. Keşke öyle bir plan yapmayıp 481 i bekleseydim çünkü oraya kadar gelen tüm otobüsler dolmuş oluyor binmiyorum. Paralı da gelmiyor hiç delirdim orada resmen ya. Bir otobüsten de kesimhaneden kaçmış davar indi. İnerken kadının teki çekil de inek diye omuz attı. Öküz işte ya. Pardon davar demiştik her neyse işte. Ayı la panda. Sonra bir tane daha otobüs geldi anladım ki paralı gelmeyecek bindim işte gittim arkadaşların yanına oturduk falan Elif’i ilk gördüğümde çok kötü oldum sarıldık falan ağlayacaktım gözlerimi sıkmasam ağlayacaklar hüngür hüngür. Evet gözlerim ağlayacak ben ağlamam! Çok güzel gündü ya.  Detay vermeyeceğim kıskanırsın yavrum. Özelimiz o bizim.

Ve bugün. Dördüncü gün. Sade orta şekerli geçmesini bekliyorum.

Eyl 7, 2011 - DarknessHero.Com    No Comments

Blog Yazarı Benim Gibi Olmaz

Evet böyle blog yazarı olunmaz. Şimdiye kadar yaptığım şeyleri yapmaya devam ettiğim sürece de olamayacağım. Bu düşünce aslında 5-6 gün gibi bir süredir aklımdaydı fakat düşünceyi ateşleyememiştim yani benzin var fakat filmlerdeki yakılıp yavaşça elden kaydırılan Zippo çakmaktan yoktu. Sonunda buldum. Üzerine güneş ışığı geliyordu uzaktan parladı etrafıma bakınırken gözümü aldı bu yazı ile. Lakin oturduğum yerden kalkamıyordum dizimde dermanım yoktu ta ki Beyazıt KÖLEMEN‘in Ekrem BAHADIR isimli yazarın bu yazısını twitleyene kadar.

Evet konuya dönmek gerekiyorsa o makaleyi okuduktan sonra yerimden kalkıp çakmağı aldım elime. Düşünüyorum da ne istikrar var, ne sabır ne de özen. Bunların hepsi blogu kurduğum ilk günlerde vardı. Fakat son zamanlarda yok. İşte sorunlar ortada zaten. Sorunları saymak yerine artık blog yazarı denilebilecek biri olmak daha mantıklı. Sorunlar zaten biliyorsa tekrar belirtilmenin zaman kaybından başka bir işe yaramayacağı ortada.

Etrafı toplamalıyım. Aslında toplanacak pek şey yok çünkü etrafa bakınca pek bir şey yok. Acele ile hazırlanmış bir logo, demosundaki kadar hoş uymayan tema.

Tabi ki bundan sonra yazacağım yazılar da daha düzenli olmalı. Sence de öyle değil mi? Pek takip edenim olmasa da eğer olur da uğrayan biri olursa olduğumdan farklı bir görüntü oluşsun istemem aklında.

Bu yazıyı da bilgilendirme amaçlı yazdım. Ve dönüp baktığımda acaba kendime hakim miyim? Kendime sözüm geçiyor mu? Bu yazıyı yazmışım, bir karar almışım fakat uygulayabilmiş miyim? Düşüncelerimin oluşumunda yanımda olduğun için teşekkür ederim dost. Şimdi değişiklik zamanı…

Tem 31, 2011 - Genel    No Comments

Sayfa:1 Bölüm:1 Konu: Marmaris Ve Zeynep Abla

Marmaris…
Ben bu beldeyi 10 yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, 5 yaşımdan beri kurduğum hayallerden tanıyordum. Bu beldenin bana neden huzur verdiğini anlayamazdım. Ama araştırırdım. Sokaklarında kaybolurdum. Ve buranın sırrını bir türlü çözemezdim.
Karşı komşumuz vardı. Zeynep abla. O biliyordu buranın sırrını. Biraz deliydi. Elinde hayali bir direksiyon ile gezerdi. Ama biliyordu masmavi gözleri vardı. Saçlarını uzun. Çok uzun. Ama deliydi.. Yinede çok güzeldi.  Bir gün gittim yanına ”Yanlış anlamayın ama siz nasıl delirdiniz?” diye sormuştum. Bana deli gibi gülmüştü.
Sonra neden burada yaşadığını sormuştum. Tabi benim ki de soru ya. Büyük bir şehirde bir deli nasıl yaşasın ki. Ama beklediğim cevap gelmedi.
Mavi gözleriyle bana baktı. Önümde eğildi. Topraktan kirlenen üstümü silerken; ‘’Burada ölümde, hayatı arayabiliyorsun. Hastalıkta sağlığı, hapiste özgürlüğü, kapalı yerde çıkışı arayabiliyorsun canın çok sıkkın bile olsa burada mutluluğu arayabiliyorsun.’’

O gün Zeynep abla bana Marmaris’in sırrını söylemişti.

Burası size her şeyi unutturuyor. Acılarınızı, sıkıntılarınızı. Burada sorumluluklarınız da kalmıyor. Barlar sokağından yürümeye başlarsanız eğer Uzunyalı’ya vardığınızda kimse size yabancı gelmiyor.
Kışları ise ayrı bir konu tabi.  Kendine has sakin huzurlu havasına bürünüyor, akşamüstü sahilde sevgilinizle muhabbet ederken kendinizi o anda orada olduğunuz için şanslı hissettiren cennetin bir köşesi gibi. Taparım.

Uzun süreden sonra tilki.co diye bir siteden gelen tatil fırsatları ile annemle birlik de tekrar Marmaris’deyim. Burayı bir kitap arasında bırakmış gibi hissediyordum. Tekrar o sayfayı bulamamaktan da korkuyordum. Ama burayı bıraktığım gibi bulmak anılarımı tazelemek için çok güzel di. Ha bide dün gece anneme Zeynep ablayı sordum. Önce hatırlamadı. Sonra yüzü asıldı.

Hey bak buraya blog

Naber? Nasılsın? Hiç arayıp sormuyorsun. Ayıp değil mi lan. Tamam be hemen surat asma ben de arayıp sormuyorum. Gül la gül çünkü birazdan ben surat asacağım sen güldürmeye çalışacaksın. Her zamanki gibi dert anlatmaya geldim sana.

Çaresizim ya. Ne yapacağım? Nasıl yapacağım? Var mı bu soruların cevabı sende blog birazcık kopya çekelim ne dersin? Yok değil mi? Yok.. Kimsede yok.. Yine bir şeyler öğrendim onun hakkında. Yine moralim alt üst oldu yok ya olmuyor.   Üzülüyorum, sadece üzülüyorum. Başka hiç bir şey yapmıyorum, yapamıyorum. Öğrendiklerimi bir bilsen blog. Eğer öyleyse.. Yok ya yok olmayacak. Hep yanlış kişiye neden yanlış kişiye. Tam öncekini unuttum boşa sevmişim onu diyordum ki aynı birebir olmasada benzer türden şeyler işte. Seversin öyle sadece seversin. Umursamaz, istemez, sevmez. Sen sevgini etkilemez bunların hiçbiri. Sanki seni delicesine seviyormuş gibi seversin her an daha fazla. Aslında o her an senden daha fazla uzaklaşır, daha fazla soğur. Senin umutların vardır, belkilerin, keşkelerin. Onunsa seninle alakalı pek bir şeyi yoktur nefretinden başka. Durduk yere acımasızca bir nefret. Sırf onu çok seviyorsun diye olur bunlar. Evet hepsi onu çok seviyorsun diye olur. Ama ona birşey olmaz olan sana olur. Zaten kalbinden “Ona birşey olmasın hepsi bana olsun” demez misin? Dersin tabi, hep dersin. Sadece bu isteğin olur hep sana olur. Küçücük şeylere umutlanırsın, o pek de yakın olmayan arkadaşına gülümser gibi gülümser sana fakat sen sevgiliye gülümser gibi anlarsın hayallerinin gerçekleşeceğini sanarsın. Birçok farklı duyguya kapılırsın. Ama o ne zaman sendne kurtulacağını düşünür. Şu gitse de rahat etsem der. Gelmen değil gitmendir onu mutlu eden. Hayatından çekip gitmen ona eşsiz mutluluklar yaşatabilir aslında. İstemez misin onu çok mutlu etmeyi? Ama yapamazsın gidemezsin engeller vardır önünde. En büyük engelse onu görmeden, sesini duymadan, gözlerine bakmadan nasıl yapacağım, nasıl yaşayacağım? Yapamazsın yaşayamazsın. Uğraşma yapamazsın işte yapamazsın onun gibi yapamazsın. Umursamamazlık yapamazsın. Sen onsun hiç birşey yapamazsın! Ama o sensiz.. Çok şey yapabilir. Ve sana en çok koyan sensiz mutlu olmasıdır.

Acı çekersin. Çok acı çekersin. Ama isteyemezsin on unutmayı, onsuz olmayı. Sen aslında olmayacağını bilsen bile acı çekmeyi seversin sonuçta onun için acı çekiyorsun, onsuzluktan çekiyorsun. Vazgeçmiyorsun, seni hep seveceğim diyerek verdiğin söze sahip çıkıyorsun. O sana hiç güvenmiyor ya hani ama sen hiçbir sözünden vazgeçmezken o sana güvenmiyor hiç bu sa çok acı veriyor. Sen ona ne yalan söyledin ki sana güvenmiyor. Seni başkasını yerine koyuyor. Başkasının yaşattıklarını sanki sen yaşamışsın gibi davranıyor. Kördüğüm demi? Çıkışı yok. Girişiten çıkmakta istemiyorsun içeride kalıyorsun öyle mahkum gibi, esir gibi.

Yazacak çok şey var ama bu kadar baş ağrıttığım yeter.

Sürpriiiz ben geldim lan

Nabıon la blog ben geldim hoş geldim. Hee öyle oldu sana 20 gün dedim kaç gün oldu bilmiyorum da erken geldim işte ne kadar hoş değil mi? Ya orada sıkılmadan kalmak çok zor hele de onsuz… Neyse öyle işte nasıldı güzeldi ne söyleyeyim işte hoş bir yer ama İ.Melih GÖKÇEK mis gibi gölü almış tabiat parkı yapmış gölde balık tutmak, piknik yapmak falan yasak tabi beni bilirsin yasak falan sökmez bana tabi birde arkadaşım vardı Bilal. Birlikte yasakları çiğnedik bir sakız gibi yada yerdeki bir taş parçası gibi çiğnedik işte neyi çiğnediğimiz çok önemli değil ki önemli olan nasıl, ne için çiğnediğimiz olabilir. Ne için çiğnedik önce oradan başlayayım balık için çiğnedik. Aslında balıktan çok da hoşlanan biri değilim fakat kendi tuttuğun tazecik balığı ateşte pişirip yemek gibisi var mı yahu! Çok lezzetliydi ya. Nasıl mı tuttum oğlum bana yasak söker mi be! Oltaları gitar çantasına koyup sabahın 4′ünde gittik göle güvenlikler falan yok ortalarda normalde olması lazım ama yoklar işte kestiriyorlar anlaşılan attım oltayı attım oltayı :D   Koca koca sazanlar, levrekler, kadifeler falan anladığım bunlar vardı bugün sabah bir çeşit daha yakaladım ama onun türünü anlayamadım. En başta büyük gölette yani Çamkoru Göleti’nde tuttum işte bir iki gün tuttum orada ama sonra ANFA’lar uyardı sabah teki gördü tek başınaydı adam gelene kadar 3 kişi oldular acayip tırstım :)  Gelmiş bana koçum burada balık tutmanın 3.500 TL cezası var diyor içimden “Aha şimdi bittim” sözünün çok daha kabasını söyledim :)  Ama sağolsunlar ne oltalarımızı aldılar ne de ceza kestiler :D  Sonra göletin beslendiği küçük bi gölet vardı oraya gittim 2 3 gün de orada tuttum meğer orayı da orman işletmesi kiraya vermiş özel birine orada da tuttum diğer büyük göletteki muhabbet kurduğum güvenlik bugün uyardı orası özel orada da yasak balık tutmak diye oranın güvenliği buna söylemiş görürsen al oltasını falan diye işte öyle aslında yazıya dün başladım dün geldiğim için ama çok işim vardı yarıda bıraktım baştan okumak istemiyorum öyle işte diyerek bu konuyu kapatıyorum. :) Güzeldi la aslında çok da güzel değildi siyasiler ara ara sorunlar çıkarttılar bizim ne yaptığımızdan onlara ne ise! Yarışmalar falan oldu ilk 4 yarışı kaybetmemize rağmen yani bazısında sonunda bazısında 3. falan çünkü onlara ben katılmamıştım küçük çocuklar katılsın bir daha katılmasın diye gruptaki :)  kısa koşu, bayrak, maraton gibi koşuya bağlı yarışlarda sayemde evet la hava atmıyorum hepsi benim sayemde 1. olduk birazda diğer yarışmalardan gelen puanlarla farkı kapatıp fark attım :)  Aman neyse sana ne ki bundan değil mi? Yok hayır hiç de öyle değil ne anlatıyorsam anlatırım benim mekan burası. Telefonu şarj etme konusunda ilk 3 gün mescitte ettikten sonra mescidin elektriğini kestiler. Sonra 1 gün sonra orman işletmesinin binası vardı orayı açtılar bize sağ olsunlar orada ettim şarj :D   Ama tabi ki avea az az çekiyordu. Özel çabalarla çekiyordu yani. En kısa sürede aveadan kurtulmak lazım. Biliyorum avea özel isim ama çekmediği için ben ona saygı duymuyorum. En kısa sürede Turkcell’e geçeceğim. Bundan bilmem kaç yıl önce(sanırım 4. yada 5. sınıfa gidiyordum) Turkcell kullanıyordum çoğu insan gibi, aveaya geçen arkadaşlarıma mal falan diyordum sonra bir bakmışım herkes avea olmuş ben de bazı kişilerin bana ulaşamaması için hat değiştirirken avea almıştım işte aveaya geçiş hikayem yaklaşık böyle bir şey :)  Nerede kalmıştık en son telefonu orman işletmesinde şarj ediyordum ha evet bugün yani yazıya başladığım değil yayınladığım gün Ali BABACAN’ın eşi gelecekmiş bizim orman işletmesine orayı da kullanamayacağız benim için sorun değil zaten kaçtım oradan haa kaçmak dedim de 2 gün önce arkadaşımla kamptan Kızılcahamam’a. Çok egzotikti la :D  Yanımızda bir çanta içinde ortalama 7-8 lt Cappy var işte yola çıktık hemen 2 dk sonra bir traktöre otostop çektik bulutlara kadar hoplaya hoplaya gittik biraz adamın düz gittiği yere kadar sonra orada indik hemen yine 2 dk sonra Ankara’ya giden minibüs geldi bindik ona indik Kızılcahamam’da kamptaki sınırlı kahvaltımıza inat sabah sabah ayıptır söylemesi iskender yedik ohh mis tadı hala damağımda. Sonra yolda bitirmişti meyve sularının büyük bir kısımını onları yeniledik, av bayiine gittik balık için bir şeyler aldık oradan bir yarım saat civarı İnternet Cafe’ye geçtik sonra çıktık yola kamyonlar, tırlar durmuyor nedense sonra amcanın teki durdu aldı bizi Çamlıdere’ye dönen yola kadar götürdü 10 dk falan bekledikten sonra amca arkadaşa abaza mısın sen dedi tabi ben gülmeye başladım arkadaşta güldü adam da ne anladığımızı anladı tabi o da öyle değil dedi. Meğer abaza diye bir ne bileyim işte birşey varmış abaz da olabilir ama adam bize abaza dedi onu bilirim ben. :)  İstanbul ağızı ile konuştuğu için öyle demiş neyse boşver bu konuyu hala gülüyorum. He he he :D  İndirdi işte Çamlıdere’ye dönen yolun orada bekle bekle gelmiyor gelen almıyor gelenin içinde kadını kızı oluyor onlara zaten binmiyoruz. Yok kadın bizi yiyeceğinden değil ayıp olur zaten otostopları ben çekmiyorum ben yere bakıyorum arkadaş el kol yapıyor sonra baktık gelmiyor 15 dk falan bekledik yürümeye başladık başka bir arkadaş aradı böyle durumdayız diyoruz bize diyor ki taksiye binin lan neredeyiz biz sen biliyor musun yanda yabani hayvan çıkabilir, taş yuvarlanabilir levhaları var adam bize taksiye binin diyor insan zor geçiyor oradan! Sonra bir 15 dk yürüdük bir ağaç gölgesine oturduk 4 5 lt meyve suyu tükettiten sonra 20 dk civarı yürüdük güneşin altında cayır cayır yanıyoruz yolda jant kapağı bulduk hemen aldık hatıra sonuçta duvarımıza asacağız getirdik Ankara’ya yeni birşey Volswagen’den düşmüş yepyeni ara ara şapka olarak kullandık sonra tüpçü geldi bir tane aldı bizi yine traktörün bıraktığı yere bırakıp Çamldere’nin içine döndü önümüzde daha 5km falan var ama biz bittik meyve suları bitti 5 dk yürüdük bi amca aldı bizi götürdü öyle bitti o yolculukta. :)  İlk kez otostop yolculuğu yaptım umarım son da olur :)  Dönerken bu otostop işindeki rezil olma farkını kapattık sayılır özel araba ile dönerek var ya bilgisayarımı evimi odamı çok özlemişim monitörü öptüm :D :D ne deliyim lan ne olacak seviyorum lan bilgisayarımı kasayıda öptüm ne olacak o beni bırakmıyor benden başkasına bakmıyor ona bakacağım tabi kime bakacağım lan! Aslında daha çok yazarımda tuttuğumuz balıkları, jandarmaya muhabbetimizi vs. vs. daha neler neler çok da anlatmayım ne anlattığımı da bilmiyorum okumadım dün yazdıklarımı kafama göre işte bu kadar yeter sana blog. Şimdi işim var kankam ile buluşacağım hadi kendine iyi bak artiz! :D

Gidiyorum la blog

Gidiyorum lan ben. Yok la korkma psikolojik bunalıma girip intahar felan etmeyeceğim. Kamp işte bolu dağının o tarafta hangi dağda bilmiom belki bolu dağındadır işte kampa gidiom la. Belki onu bir daha göremeyeceğim demiştim ya bugün gördüm onu ama yine diyorum belki yine onu bir daha göremeyeceğim. Bana o düşmanımsı başkışlarının ardından gidiyorum işte bir an bile gülümsemeyen yüzünü gördükten sonra gidiyorum. Öyle öyle ondan uzak, senden, arkadaşlarımdan, bilgisayarımdan, teknolojiden, şarj etmek için elektrik yoksa telefondan, dış dünyadan kopuk 20 gün işte:)  Sınavlara felan da girmeyeceğim büyük ihtimal. 2 zayıf ne olacak işte bu okula geldiğimden beri ilk kez 2. dönem 2 zayıfım var. İLk kez ortalama ile geçiyorum. Öyle işte ama önceden de dedim ya umrumda değil sadece o umrumda o… Sana veda etmek için geldim aslında çektiğim acıyı anlatmak için değil. Gelince sana çok iyi bakacağım kendine iyi bak google ile iyi anlaşmaya bak bu aralar panda felan ayağına yakıyor milleti aslında tek derdi siteleri düşürüp adwords sistemine reklam almak para kazanmak yani “money money money!” Belki ben gelene kadar düzelir bilemiyorum işte düzelir mi düzelmez mi. Neyse la çok konu karıştı oradan oraya uçtum yine uçan öküz gibi. Hee uçan öküz beğenemedin mi uçuyor işte benim hayal dünyamda öküz de uçuyor, o da benim oluyor işte. Dediğim gibi sadece “Hayal Dünyası”. Hayalsiz yaşanmaz ama hayaller de yaşanmaz. Çok özlü söz oldu lan vay ebesini dedim :D  Kalın yapmalıyım onu. Yaptım lan. Aşk işte adamı ne hale sokuyor la. Off öyle işte ya daha fazla yazamayacağım yazmak istediğim haykırmak söylemek istediğim birçok şey var ama yazamayacağım işte kötü oluyorum moralim bozuluyor felan. Görüşürüz…

Sonunda bu yıl da bitti

Bitti la bitti 2010-2011 öğretim yılı bitti sonunda. Ama ben de bittim, hayallerim de bitti hayatım da bitti, onu görme fırsatım da bitti. Koca bir tatil var arada en azından arkadaşlarım için öyle koca bir tatil benim için ise koca bir ayrılık. Aslında hiç birleşememiştik ama uzaktan da olsa, arkadaş gibi de olsa onu görüyordum bakıyordum beni benden alan gözlerine. Artık bakamayacağım. Belki bir daha onun gözlerini göremeden öleceğim kim bilir belki de bu yazıyı “yayımla” butonuna basamadan öleceğim kim bilir.. Seviyorum onu ben blog ya çok seviyorum ama bilirsin işte hiç sevdiğin seni sever mi yada seni seveni sen sever misin? Nadir ya da benim çevremde çok az, duyduğum çok az, bildiğim çok az kişi. Ya sen seversin o sevmez ya da o sever sen sevmezsin. Benimki ise ben seviyorum o sevmiyor işte genelde yazıyı yazan, acı çeken hep bu taraf olur. Karne mi? Ne karnesi ya tam acımı döküyorum karne diyorsun. Yok la kalmadım bu yıl 2 tane zayıf var işte Türk Edebiyatı ve Geometri. Amaan neyse ya umrumda bile değil aslında bu ayrılığın onsuzluğun yanında işte aldım karneyi attım cebe eve geldim attım ortaya ne önemi var ki karnenin. Benim beynimi “Zayıfları nasıl düzelteceğim?” sorusu hiç kemirmedi, kemirmeyecek gibi de duruyor yani. Beynimi kemiren, hayatımı kemiren, mutluluğumu, sevincimi kemiren “Onsuz nasıl ne yapacağım?”. Söyle blog ne yapacağım onsuz nasıl yapacağım nasıl alışacağım? Nasıl unutacağım demiyorum zaten zor o çok zor unutmak çok zor. Neden unutayım ki sevmediği için mi? Sevmediği için unutulmuyor bir insan be. Unutulur mu vazgeçilir mi sevmiyor diye? Unutulmaz, vazgeçilmez. Ruhum daralıyor anlar mısın bu durumu bilmiyorum ama daralıyorum işte hiçbir şeyden tat alamıyorum. Onsuz bu hayattan zevk alamıyorum. Çay içiyorum tadı yok, yemek yiyorum tadı yok, gülüyorum tadı yok, müzik dinliyorum, sana yazıyorum, onu düşünüyorum tadı yok. Onu düşünmek bile tat vermiyor düşün ne durumdayım işte. Eskiden bir o tat veriyordu artık ne umudum kaldı ne dayanma gücüm. Dün gece 2-3 sularında bir yazı yazayım dedim onun için. Kolay olmadı aslında buna karar vermek dün bu saatlerden beri düşündüm yazayım mı yazmayayım mı diye. En sonunda böyle olmaz yazayım sonra yazmadığım için pişmanlık duymayayım dedim. Biliyorsun işte tırnaklarımı ve çevresinde derileri yiyorum belki iğrenç ama benim için iğrenç değil. Kanamaya başladı sol elimin bir parmağı. Aslında kalemi tuttukça, ben acı çektikçe, parmağım kağıda sürttükçe kanadı, kaç kağıdı çöpe attım buruşturup bilmiyorum her çeşit kalemle denedim yazmayı siyah, kırmızı, mavi pilot kalem, mavi, siyah tükenmez kalem de aşkım gibi tükenmez sıfatlı bir kalem işte, sonra kardeşimin fosforlu, simli vs. kalemlerini denedim ama olmadı içime sinmedi yazmak. En sonunda karar verdim kalbime giren sayısız kurşun gibi kurşun kalemle yazayım dedim. Özlemişim kurşun kalem kullanmayı, kalemtıraş kullanmayı evet kalemtraş değil kalemtıraş doğrusu işte yazımını bile unutmuşum. Elimi acıta acıta, kalemi tüm gücümle sıka sıka yazdım. Aklıma ne geldiyse alakalı alakasız, güzel ya da kötü işte kalbimden ne geçiyorsa yazdım. Aslında bir aşk mektubu gibi olmadı bir veda yada sitem mektubu gibi oldu aslında o kadar karışık oldu ki bilmiyorum ne mektubu olduğunu. Verip vermemek konusunda çok arada kaldım. En sonunda vereyim dedim ne olacaksa olsun vereyim o bana içinden geçenleri kolay kolay söyleyemiyor ama ben söyleyeceğim, yazacağım ve vereceğim dedim ve verdim işte. Belki okumadan yırtacak atacak çöpe, belki okuyup çöpe atacak, belki okumadan saklayacak yada okuyacak ve saklayacak ona hatıramı, düşüncelerimi, sitemlerimi, aşkımı her şeyimi işte. Yazdığım her şeyimi. Of be blog! Seviyorum ya çok seviyorum. Aslında o kadar saçma bir kağıda yazdım ki açtım defterimi İngilizce defterimi çok da anlamadığım bir dilin defterine yazdım çok da anlamadığım duygularımı, yazılarımı ya da ona göre saçmalıklarımı. Nasılsa o da beni çok anlamayacak mı? Anlamayacak tabi beni anlamayacak hiç anlamayacak. Sevenin halinden anlar mı sevmeyen yada sevemeyen işte ne oluyorsa. Ben sanırım ondan vazgeçemeyeceğim hep acı çekeceğim belki bu acıyı hayatımın bir parçası yapacağım, belki bir hobim yapacağım alışacağım hissedemeyeceğim. Hani alışkanlıkların vardırya bi süre sonra artırmassan hissetmezsin işte öyle yapacağam artırmamaya çalışacağım. Neyse bu kadar anlattığım yeter sana blog heralde. Kendine iyi bak kimsem benim, dostum.

Haz 16, 2011 - Sinir Küpü    No Comments

Lan blog gel lan buraya

Ne yapıyorsun lan hıyar? Neden mi hıyar diyorum sana hıyarsın tabi neysin sen söyle hadi konuşamazsın çünkü sende onun gibi korkaksın ne kalbinden ne beyninden geçenleri söyleyemiyorsun sadece of demekle yetiniyorsun saçmalamayı kes demekle bugün şanslı kişi sensin blog sana patlayacağım. Sen benim hiç alınmayan, beni en iyi anlayan dostumsun la. Sinirlendiğimde, üzüldüğümde, çok mutlu olduğumda yada ne bileyim kafama estiğinde sana geliyorum. Hiçbir şey demeden dinliyorsun beni la sen. İnsan mısın sen ? Değilsin tabi böyle soru mu olur. Ağlama lan insan dediklerimizden daha insansın sen üzülme. Saçmalıklarımı tek söz etmeden dinliyorsun. Dinle zaten ya konuşmak her zaman iyi bir şey değildir. Bak mesela konuşuyorum ben ama ne konuştuğumu dahi bilmiyorum oradan oraya zıplıyorum bir şeyler yapıyorum saçma saçma şeyler. Neyse öyle işte sinirlendiğimde ya sana geliyorum, ya tırnaklarımı yiyorum ya da kendimi, duvarları yumrukluyorum. Başka bir şey yapsam bir insana patlasam bir daha düzeltemeyeceğim şeyler söylerim, yaparım. Çok çabuk sinirlenirim aşırı fazla sinirlenirim ve uzun süre sinirli kalırım. Bazen gün boyu bazen bir hafta bazende beş dakika. Öyle yani ne olduğumu ne yaptığımı bilmeden yaşıyorum işte ben. Boş yaşıyorum aslında. Aman neyse işte görüşürüz dostum.

Yeniden ben

Yeniden ben geldim. Her geldiğimde bu tür bir yazı yazıyorum zaten değil mi? Neden biliyor musun? Keyfim öyle istiyor var mı bir sözün? Yok tabi susacaksın oğlum sinirliyim bu aralar kimseyi görmüyor gözüm seni zaten hiç göremedik elimle gonuş diyorsun resmen yazıyoruz yazıyoruz yüzün yok neredesin lan sen? Tamam ya sakinim işte. İşte başladım yine saçmalamaya. Saçmalamaktan zevk alıyorum arkadaş ama sana yazmakdan da zevk alıyorum. Öyle işte ya son bir konuya değinip bu yazıyı bitireceğim. Tema bulma konusunda yardımcı olan tekkisilikkalabalik yazarına teşekkür ederim. Sanırım ilk okuyucum da o olacak neyse işte kendine iyi bak blog tamam mı öyle mal mal cpu kasma google ile iyi anlaş sağolsun panda mıdır nedir yeni sistemi acımıyor çat pat küt kırıyor.