Sonunda bu yıl da bitti

Bitti la bitti 2010-2011 öğretim yılı bitti sonunda. Ama ben de bittim, hayallerim de bitti hayatım da bitti, onu görme fırsatım da bitti. Koca bir tatil var arada en azından arkadaşlarım için öyle koca bir tatil benim için ise koca bir ayrılık. Aslında hiç birleşememiştik ama uzaktan da olsa, arkadaş gibi de olsa onu görüyordum bakıyordum beni benden alan gözlerine. Artık bakamayacağım. Belki bir daha onun gözlerini göremeden öleceğim kim bilir belki de bu yazıyı “yayımla” butonuna basamadan öleceğim kim bilir.. Seviyorum onu ben blog ya çok seviyorum ama bilirsin işte hiç sevdiğin seni sever mi yada seni seveni sen sever misin? Nadir ya da benim çevremde çok az, duyduğum çok az, bildiğim çok az kişi. Ya sen seversin o sevmez ya da o sever sen sevmezsin. Benimki ise ben seviyorum o sevmiyor işte genelde yazıyı yazan, acı çeken hep bu taraf olur. Karne mi? Ne karnesi ya tam acımı döküyorum karne diyorsun. Yok la kalmadım bu yıl 2 tane zayıf var işte Türk Edebiyatı ve Geometri. Amaan neyse ya umrumda bile değil aslında bu ayrılığın onsuzluğun yanında işte aldım karneyi attım cebe eve geldim attım ortaya ne önemi var ki karnenin. Benim beynimi “Zayıfları nasıl düzelteceğim?” sorusu hiç kemirmedi, kemirmeyecek gibi de duruyor yani. Beynimi kemiren, hayatımı kemiren, mutluluğumu, sevincimi kemiren “Onsuz nasıl ne yapacağım?”. Söyle blog ne yapacağım onsuz nasıl yapacağım nasıl alışacağım? Nasıl unutacağım demiyorum zaten zor o çok zor unutmak çok zor. Neden unutayım ki sevmediği için mi? Sevmediği için unutulmuyor bir insan be. Unutulur mu vazgeçilir mi sevmiyor diye? Unutulmaz, vazgeçilmez. Ruhum daralıyor anlar mısın bu durumu bilmiyorum ama daralıyorum işte hiçbir şeyden tat alamıyorum. Onsuz bu hayattan zevk alamıyorum. Çay içiyorum tadı yok, yemek yiyorum tadı yok, gülüyorum tadı yok, müzik dinliyorum, sana yazıyorum, onu düşünüyorum tadı yok. Onu düşünmek bile tat vermiyor düşün ne durumdayım işte. Eskiden bir o tat veriyordu artık ne umudum kaldı ne dayanma gücüm. Dün gece 2-3 sularında bir yazı yazayım dedim onun için. Kolay olmadı aslında buna karar vermek dün bu saatlerden beri düşündüm yazayım mı yazmayayım mı diye. En sonunda böyle olmaz yazayım sonra yazmadığım için pişmanlık duymayayım dedim. Biliyorsun işte tırnaklarımı ve çevresinde derileri yiyorum belki iğrenç ama benim için iğrenç değil. Kanamaya başladı sol elimin bir parmağı. Aslında kalemi tuttukça, ben acı çektikçe, parmağım kağıda sürttükçe kanadı, kaç kağıdı çöpe attım buruşturup bilmiyorum her çeşit kalemle denedim yazmayı siyah, kırmızı, mavi pilot kalem, mavi, siyah tükenmez kalem de aşkım gibi tükenmez sıfatlı bir kalem işte, sonra kardeşimin fosforlu, simli vs. kalemlerini denedim ama olmadı içime sinmedi yazmak. En sonunda karar verdim kalbime giren sayısız kurşun gibi kurşun kalemle yazayım dedim. Özlemişim kurşun kalem kullanmayı, kalemtıraş kullanmayı evet kalemtraş değil kalemtıraş doğrusu işte yazımını bile unutmuşum. Elimi acıta acıta, kalemi tüm gücümle sıka sıka yazdım. Aklıma ne geldiyse alakalı alakasız, güzel ya da kötü işte kalbimden ne geçiyorsa yazdım. Aslında bir aşk mektubu gibi olmadı bir veda yada sitem mektubu gibi oldu aslında o kadar karışık oldu ki bilmiyorum ne mektubu olduğunu. Verip vermemek konusunda çok arada kaldım. En sonunda vereyim dedim ne olacaksa olsun vereyim o bana içinden geçenleri kolay kolay söyleyemiyor ama ben söyleyeceğim, yazacağım ve vereceğim dedim ve verdim işte. Belki okumadan yırtacak atacak çöpe, belki okuyup çöpe atacak, belki okumadan saklayacak yada okuyacak ve saklayacak ona hatıramı, düşüncelerimi, sitemlerimi, aşkımı her şeyimi işte. Yazdığım her şeyimi. Of be blog! Seviyorum ya çok seviyorum. Aslında o kadar saçma bir kağıda yazdım ki açtım defterimi İngilizce defterimi çok da anlamadığım bir dilin defterine yazdım çok da anlamadığım duygularımı, yazılarımı ya da ona göre saçmalıklarımı. Nasılsa o da beni çok anlamayacak mı? Anlamayacak tabi beni anlamayacak hiç anlamayacak. Sevenin halinden anlar mı sevmeyen yada sevemeyen işte ne oluyorsa. Ben sanırım ondan vazgeçemeyeceğim hep acı çekeceğim belki bu acıyı hayatımın bir parçası yapacağım, belki bir hobim yapacağım alışacağım hissedemeyeceğim. Hani alışkanlıkların vardırya bi süre sonra artırmassan hissetmezsin işte öyle yapacağam artırmamaya çalışacağım. Neyse bu kadar anlattığım yeter sana blog heralde. Kendine iyi bak kimsem benim, dostum.

2 Comments

  • Tükenmez kalem dediğimiz kalemlerde elbet gün gelir tükenir. Önemli olan nasıl tükettiğindir. Aşkta öyledir işte.. Yazarsın, çizersin, delik deşik olur kalbin.. Sonunda bakarsın ki, içindeki mürekkep bitmiş. Elinde sadece kalem kalmıştır. Ve de edindiğin yazma alışkanlığı… Ne demek istediğimi az çok anlamışsındır.
    Umutlar önemlidir. İnsan umut etmezse yaşayamaz. Hayali olmayan insana insan mı denir? Hayır kesinlikle, 7-70′e her insanın hayalleri vardır.
    7 yaşında bir son model oyuncak araba, en pahalı bebek ya da parlak kemerli kısa etek.
    12 yaşında güzel bir karne..
    17 yaşında mutlu bir aşk..
    22 yaşında sağlam bir kariyer..
    30 yaşında çocuklarına güzel bir gelecek sunma..
    45′li yaşlarda torunlarla parkta gezmek, dolaşmak, sevmek.
    65′li yaşlarda ölüm korkusu, acısız bir ölüm yaşamak..
    Hayat böyledir işte.. İnsanın hep hayattan beklentileri ve hayalleri olur. Bazen gerçekleşir ütopya sandığımız şeyler.. Bazende içimizde kalan bir ukde olur..
    Bu yüzden yapılması gereken şey biraz bencil olmak sanırım. Arada bir mutlu olmaya çalışmak. Tükenen kalemi çöpe atmak marifet değil, onunla yazmaya devam etmek önemli.. Sonuçta aşk olmasa bile, onca yazılan şeyin hatrına, o kalemle devam etmek önemli.. Sadakat yani.. Unutma ki, hep sabreden kazanır. Sen sabret ve bekle..

    • Sabır… Sabretmek için gücüm bile kalmadı ki. Ama başka çarem de yok yani dediğini yapmak zorundayım. Sabretmek zorundayım..

Got anything to say? Go ahead and leave a comment!